Kızlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kızlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Şubat 2014 Salı

Bir "menekşe" bir çok şey anlatırsa

Çocukluğumdan beri severim menekşeleri.
Babaannemin her renk menekşeleri vardı salon camının önünde. Onlarla konuşur ve kendisine yol gösterdiklerini söylerdi rahmetli.
Bilemezdim o zaman ne kadar anlamlı bir şey söylediğini.
Belki en sevdiğim çiçek değildi menekşe başlarda ama benim de bir menekşem var son yıllarda pek de çok sevdiğim. Ankara'nın hayatıma kardığı nice güzel şeyden herhangi biri. Güzel bir çiçek. Hem de mükemmel derecede mavi, mükemmel derecede mor ve mükemmel derecede sarı ve yeşillerin en güzelinden. Evet evet hepsi de aynı çiçekte, hepsi aynı menekşe'nin üzerinde.
Bana yol gösteren, ışık da veren ve her karanlıkta birbirimize can cana rast geldiğimiz bir sırdaşlık bizimki.
Benim rengarenk ve ismiyle münhasır bir menekşem var. Babaanneciğimin miras bıraktıkları gibi ve herkesin sahip olabileceği türdeşlerinden biraz farklı bir biçimde.
Sahip olduğum için şükrettiğim ve dostluğuna müteşekkir olduğum o rengarenk menekşe'min varlığına duacıyım... Fiziki ve akli melekelerinin güzelliğine hayran ve sırdaşlığına özlemli.
Mevsimler ve mekanlardan bağımsız olarak, dirayetli bir şekilde dünyanın her yerinde yanımda olduğu ve olacağı için ise ben herkesten daha şanslıyım.
Benim çiçeğim bana çok şey anlatırken yine bu akşam, bir kez daha, bağımsız bu yollarda, yalnız ama ışıklardayım...

11 Ekim 2011 Salı

Çıkamayan Ses

Bu ara dost meclisimin kadınları dağınık.
Benim de kafam dağınık ve yanında yorgun şu zavallı bedenim.
İnsan dostlarına karşı sessiz kalabiliyormuş bu ara deneyimliyorum.
Öyle bir suskunluk ki yaşadığım,
boğazımda bir yumru,
gönlümde bir isyan ve sessizliğimde saklı bir çığlık yaratıyor...
Benim kızlara, benden fayda gelmiyor. Elden bir çarenin gelmediği gibi.
Üzülüyorum ve üzüntümden başka bir de öfke hissediyorum.
Onları bu denli üzen tüm düzene ve canlarını yakan o zat-ı muhteremlere karşı...

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Dost Meclisimin Kadınları

Dost meclisimin kadınları bir başka ne yalan söyleyeyim...
Üstelik benim arayıp bulduklarımdan ve o denli özene rağmen bana bıçak sokanlardan değil onlar...
Kendiliklerinden hayatıma giren, önce dahil olan, sonra karılan ruhuma, düşünceme ve yaşamıma,
dost meclisinin daimi üyeleri olmaları istenen
Pretty Woman sınıfından özel kadınlar onlar.
Her biri, yaşamımda renk,
her biri hiç düşünmediğim ve bilemediğim acılar,
her biri özgürlüğün ve kadınlığın başka bir yanı,
her biri aşkın kendine münhasır anlamı,
her biri ben ve ben de sakladıkları dostluğun ayrık ama bir bütüne parça olmuş anlamları...
Onlar bir kaç tane aslında.
Öyle sayıca zilyon tane değil.
Sırayla yazmak var içimde, hepsini, ayrı ayrı.
Ama biraz dışarı çekilmek lazım yazabilmek için onları, paylaşımları...
Yoksa, bu yoğun sevinçle onlara karşı duyduğum,
yazmak zor içimdekileri, okunabilir halde sunmak zor dost meclisinin sırlarını!
Dost meclisimin kadınları bağrı yanık dostlar aynı zamanda,
özel oldukları için hep çekinilmiş ve korkulmuş, uzaktan sevilmiş kadınlar...
ve onlar ki sigaramın dumanında, dertlerini kendi dertlerim gibi yaktığım,
acıtan ve kanatan yaralarına kedi dili misali merhem olmaya çabaladığım,
mutlulukları beni mutlu kılan, kayıplarına yas tuttuğum,
ve en önemlisi bedenimin hazine sandığında tuttuğum en gizli şeyi,
kalbimi açtığımda,
ipek mendillere sarıp sarmalayıp üşütmeyen,
kırılmasın diye etrafına görünmez çitler çeken,
yeri geldi mi kıvılcımlandırıp yeniden hayata döndüren,
ama hiç bir kavgaya, hiç bir anlaşmazlığa rağmen, asla yere atmayan, kırmayan, sızlatmayan,
gönlün koruyucuları güzel eller onlar...
Bilir onlar kendilerini ama yine de içimdeki kodlamalarıyla minik bir hatırlatmaya kim niye olmaz desin ki?
Kuartz kristalim, Ada'm, Al yazmalım, Zeytin yeşilim, Okyanus gözlüm, Kova kadınım, Işıkım ve NewYorker'ım...
Var olun emi,
Önemli değil Dünya'nın neresinde olduğunuz,
önemli değil konuşabilirliğimiz, görüşebilirliğimiz, birbirimize sarılabilirliğimiz,
Siz var olun ve renklerinizi duyurun içselimden bana...
O bana yeter de artar bile....

17 Temmuz 2011 Pazar

Kız Arkadaşlar

Her aşk sancısını,
her yanlış anlaşılmayı karşı cinse dair,
her aptallığı ve sudan dertleri konuşabileceği kız arkadaşları olmalı bir kadının.
Sadece bunlar değil elbet;
yetiş geç kaldım,
eyvah check-in'i unuttum çabuk bilgisayar bul,
ağlamak istiyorum,
gülmek istiyorum, n'olur biraz duralım 'durmak' istiyorum diyebilmeli.
-kızamadığı onlarca insanın hıncını onlardan alırcasına saçma bir bencillikle-
Şımarıkça kızabilmeli bulduğu haklı haksız her fırsatta kız arkaşlarına.
Hoca, patron, ev sahibi hır çıkarınca sualsiz sığınabilmeli kucaklarına,
Çöplerini, kirlilerini, kıyafetlerini, eşyalarını,
rastgele evinde, masasında, ofisinde bırakabilmeli kız arkaşlarının.
Kız arkadaşları olmalı bir kadının,
kadınlığını unuttukça göremediği ilgiler yüzünden, ona hatırlatacak olan...
Bir kadının kadınları olmalı annesinden başka,
ki hayatı kadın gözüyle görüp paylaşmayı ve kolaylaştırmayı becerebilsin,
hislerini unutmasın, canını çok yakmasın, hıncı içini yemesin ve
tüm dengelerinin ayarlarını yapabilsin, yeri gelince yaptırabilsin diye...
Hepsinden öte,
bir kadını en çok büyüten deneyimleri yaşatan
etrafındaki kadınlar olduğu için herhalde,
açıklamaya ihtiyaç duymadan varlıklarına sevinecebileceği, şükredebileceği ve bunu onlara söyleyebileceği kız arkadaşları olmalı insanın,
en az birkaç tane...
İşte bu yüzden, asıl diyeceğim o ki, sizlere sahip olduğum için çok şanslıyım....

19 Şubat 2011 Cumartesi

Hayat Sokakta :)

Eski günlerdeki gibi...
Yeniden kendimi çıtır ve çakal hissettiğim bir gün...
O günlerimin şahidi çıtırlarla (artık onlarda büyüdü ama) dışarı çıkıyor olmak.
Giyindim, süslendim.
Bayağı iyiyim ya ! :)
Laboratuvar faresinden bir NY kızı yarattım bugün. Toplamda 3 saatimi aldı ama olsun. Yani içine banyo, manikür, makyaj, giysilerin ütüsü falan eklenince o kadar da uzun olmuyor.
Kızları özledim. Eski günleri de özledim aslında. Yani bugünkü yaşam olması gerektiği gibi, yaşın hayatı. Arada topukluları giyip beni sokağa çıkaracak ve muzurluk yaptıracak birilerinin olması gerekli, bu bir gerçek.
Gerçi efendi efendi yemek yiyeceğiz sanırım ama olsun yine de içimde kabaran muzurluk ruhu hepsine değer. :)
High heels, red lips, red nails, eyeliner and black jacket ! Incredible magic (:
Thanx God, I'm a Woman! (These phrases for you my NYer(:)
Tabi bu noktada modumu tavan yaptıran, kendimi iyi hissettiren, tüm gün dans etmemi sağlayan ve böyle zamanlarda tam bir kişilik kazanan sevgili bilgisayarıma shuffle ile muhteşem çaldığı karma müzik listesi için de bir teşekkür lazım değil mi ama. Değme DJ böyle olmazdı....
Neyse. Dışarı çıkma zamanı.
Let's have a little fun!
:)

27 Aralık 2010 Pazartesi

Pazartesi'ne Dem

Geçen hafta yada bir önceki haftaydı.
Öylesine bir söylenme ve bıkkınlık hali tutturmuş gidiyordum.
Sabahtan akşama kadar suratımdan düşmeyen gıcık ve yanında avare bir çıkmaz yaratan meymenetsiz suratla oturduğum bir sırada, yüzünde o kocaman gülümsemesiyle geldi odaya.
Havadan sudan konuştuk 5 dakika falan. Laga-luga yani anlayacağın.
Sonra "iyi değilsin sen" dedi.
Baktı kömür gözleriyle gözümün içine içine,
beni bir açıklama yapmaya zorlarcasına.
'İşte bildiğinin ötesinde birşey yok' dedim. 'Sıkılıyorum.
Gelmek istemiyorum buraya, bir süre kimseyi görmek istemiyorum,
Herkes sussun, herkes kaybolsun' dedim.
'Pelerinimi kaybettim ondan oluyor' dedim.
"Görünmezlik pelerini galiba o" dedi.
Güldük. En azından çalıştık gülmeye.
'Benim biraz dinlenmeye ihtiyacım var' dedim haykırırcasına.
'İzin almak istiyorum ama, sıçtığım sıkışıklığında o kadar çok işim var ki...' dedim, bu kez sesim istemsizce titrerken.
'Bana bir kesit lazım, yeni bir başlangıç..(sessizlik)... dedim.
'Anlıyor musun ?' diye sordum en isyankar halimle. Anlaşılmak için bir nev-i çığlıktır ya anlıyor musun sorusu. Aynen öyle sordum.
Gülümsedi.
Hala dik dik gözümün içine bakan gözleriyle,
Hiç şaşırmayarak üstelik,
"Kızım ben her Pazartesi hayatıma yeniden başlıyorum sen ne diyorsun ?!?!?!" dedi.
Son 1 aydır sık yaşadığım bir his oluştu göğsümde.
Tır geçti yine üzerimden. "Her Pazartesi hayata yeniden başlamak".
Kelebek misali ve aynı zamanda içi bir türlü doldurulamayan Carpe Diem akımına en yakın versiyonda hayatı yaşamak.
Büyümüş gözlerim kendine geldi. 'Vurdu bu' dedim.
Bu kez gerçekten güldük....
'Deli (!)' dedim.
"Aynaya mı bakıyorum acaba ?!?!?!" dedi.
Kesit oldu meymenetsiz suratıma......
------------
Bugün Pazartesi.
Bugün hayata yeniden başlarcasına uyandım.
Yoğun, güzel ve güç veren bir enerjinin heryeri sardığını hissettim, geçip giderken sıkıntılarım üzerimden.
Yeni bir yıl başlıyor çok yakında.
Giden yılın son haftasına, içerisinde yaşadığım şu bir yılda, bana her türlü duyguyu itinayla tattırmasına şükran duymak için güzel başladım.
Bir nev-i şükretme hali yani.
2011 özel bir yıl olacak hissediyorum.
11'in yoğun yaratma enerjisini ve bizleri nasıl modifiye edeceğini çok merak ediyorum.
Kim bilir çok radikal kararlar aldığım bir yıl olur. Kim bilir ?
Hareket etmek lazım. Yaşamak lazım.
Nefes almak için yer açmak lazım...
Sessizliğimde gizlediklerim olacak bu yıl biterken.
Ve başlarken yepyeni bir yıl, özlediğim bir BEN yerini sağlamlaştırıyor olacak, inanıyorum.
Ben hala hayal kuruyorum, pek vazgeçeceğimi de sanmıyorum.
Hayallerim beni güzelliğe çağırıyor.. Algılanabileceği her anlamda...
Bugün Pazartesi... Bir dem vurasım geldi.
Güzel bir haftaya...

4 Kasım 2010 Perşembe

Kızlar, Leman Sam, Deli Kuş, Gönül, Nefes,Telefon Mesajı, Kokoreç

Kızlar gecesiydi 3 Kasım. Çok uzun zamandır yapılamayan bir kızlar gecesi.
Kimsenin bilmediği bir 'gizem'im var benim. Tam olarak kimliğini, tipini, hayatımdaki yerini ve hatta benim için değerini kimseye anlatmadığım, içimde, yalnızca bende sakladığım, kimseyle paylaşmadığım bir sır misali, merak uyandıran bir gizem benim için. Onu sonra belki bilahare yazarım yada belki de hep içimde kalsın diye hiç anlatmam sonuçta o benim gizemim :)
Önce 2 kişi planlamıştık geceyi, sonra 3 kişi olduk çok doğru bir eklentiyle. Fazlasıyla samimi, çokça içli, inişli çıkışlı bir hatunlar gecesi oldu. Üçümüzünde birbirimize istemediği için anlatmadığı, yahut anlatmaya fırsat bulamadığı veya sadece öylesine süregeldiği için paylaşamadığı çokça şey vardı. İnançlarımız, aşklarımız, duygularımız, yaklaşımlarımız, isyanlarımız ve daha nicesi kimbilir. Yani kısaca birbirimizi ileri düzeylerde tanıma yada tanımamanın yaratabileceği en ufak bir çekince yada sıkıntı hissetmeden, sanki yıllardır iç içeymişiz gibi yaşanan bir geceydi dün gece.
Belki tam da böyle olduğu için "tanımak nedir?" sorusunun yeniden sorgulanmasına sebep oluyordu. Bazen tanımak gerekmiyordu, hissetmek ve yaşamak, gerçeği yahut ortak hisleri anlamak için yeterince veri sağlıyordu. Soru sormaya bile gerek kalmıyordu...
Gecemize Leman Sam eşlik etti 3 Kasım'da. Duygusal iniş çıkışlarımızın en güzel şahidi olarak; bize, bizim için söyledi şarkılarını gönüllerimizden vururcasına. Sahnenin o kadar yakınındaydık ki, hüzünlü gözlerini, sevgi dolu sesini, ışıl ışıl kızıl saçlarını, şarkı söylerkenki o yakan halini an be an görüyor, deneyimliyor, ve yaşıyorduk... Şarkı tuttuk çocuksu bir masumiyetle. Sürdürdük konserin sonuna dek oyunu. İlk şarkı benimdi; İlla. Hararetle savunduğum, böyle olmalı, sevgi bu yaşananlar değil, özgürlük olmalı, dirayet olmalı, güven, sır, samimiyet, dostluk olmalı dediğim her ayrı konuşmanın, her tartışmanın ve sevgi, illa sevgi diye direttiğim her inatlaşmanın 5 dakikalık kısa bir özetini veriyordu... "Yüreğine kulak verdim nefes aldı ben dinledim,duyduklarım anlatılmaz sır vermedim illa". Rüzgarla, gül güzeli geldi peşi sıra.
Sonra Deli Kuş. Neden bu denli seviyorum bu şarkıyı gerçekten bilmiyorum. O kadar sevimli, ama bir yandan da o kadar derinki. 'Gözüm takıldı sabır çiçeğine, gece büyümüş kalktım su verdim, fısıldadım bir sır verdim'. Kaç gece o sabır çiçeğini büyüttüm acaba ben, neler fısıldadım ve kimbilir daha kaç gece büyüteceğim yaşamımın sonuna dek. Daha neler söyledi neler... Kavak Yelleri, Sen Aşkından Vazgeçme, Sözlerimi Geri Alamam, Ağladıkça, Resim, Eğil Salkım Söğüt Eğil, Güneş Topla Benim İçin, Karlı Kayın Ormanı, Leylim Ley, Odam Kireçtir Benim, Kıyamam Sana - ki bu şarkının her dinleyişimde başka bir dizesi vursa da bu kez hiç anlamadığım bir şekilde 'yollarımda ayaz var yaklaşma yollarıma kıyamam kıyamam sana' kısmı salladı, Hey Yıllar ve tabiki Gönül.. Şu anda aklıma gelmeyen çok şarkı var o nefis yorumuyla bizi mest ettiği dün geceden. Ama bittiğim yer Gönül oldu.
Yıllardır bu şarkıyı dinlemiyor ve söylemiyordum, hatta söyletmiyordum kimseye. Galiba gıcık oluyordum, şarkıyı duyunca hatırladığım aptallıklarıma. Ama bu kez, belki tam da bu dizelerdeki gibi bir durum mevcut olduğundan, pek keyif aldım. Hafif boğazıma düğümlenmedi değil ama, içimdekileri dışarı dökebilecek güzel bir şarkım var duygusu, beni düğümlerde boğmaktansa rahatlattı. Sonuçta birkaç yıldan sonra ve yıpranma payını da katarak :) bir ansızın iç açılma durumunu yok farzedemeyiz değil mi ama?
Yalnız kızkıza Leman Sam'a gitmenin güzel yanları olduğu kadar, bana inceden ayar veren bir tarafı da olmadı değil. Şimdi bir kere, muhteşem yanı; bir hatunun kız arkadaşlarının, kafaya, gönüle iyi gelme ve kendini harika olduğuna inandırma potansiyelleri açısından, tam da ihtiyacımın olduğu bir arada yanımda olmaları, üstüne üstlük öylesine kız arkadaşların değil, pek can arkadaşların olması harika oldu. Bir güldük, bir ağladık, sarıldık, dans ettik hatta tepiştik, kesildik vs... Nefes gibi itiş tıkış bir yerde hatun hatuna olmaktan kaynaklanan bir sempati oluştuğundan, herkesi yarıp en öne geçerken ve 3 hatun birbirimize göz kulak olurken, en sevimli hallerimizle insanları ittirebildik ve kendimize dans edecek yer bilem açtık, bu ikinci muhteşem durumdu. Gelelim boktan kısmına. Yani Leman Sam konserinde etrafındaki onlarca çifte inat kız arkadaşlarınla orada olmak, durumun vehameti açısından tüm ekibini zora sokmaktadır haliylen. Nefes'teki enfes kadın, inanılmaz sesi ve yorumuyla, her söylediği şarkıyı kalbine dokundurturken senin kendini sevmeye çalışman, burnunu dayayacağın bir kokunun olmaması ve dönüp kız arkadaşına melül gözlerle bakman ayrı bir kelek yaratmakta.
Elinde telefonun, 2 şarkıda bir, bir mesaj yazıp, sonra yediremeyip kimsin ki sen dürtüsüyle silip, sonra tekrar yazıp, tekrar silip kendine gülmen ve sonuçta ne sarhoş olabilmiş, ne birini düşürebilmiş -ki bunun için önce hatunlarının da dahil kendinin iyi olman etrafına bakman falan gerekir-, ne mesaj atabilmiş, ne sonuç, ne sebep yaratabilmiş ve bir de yanında bir tane bile sigara içememiş olarak tüm duygusallığın boğazında kalmış bir şekilde konseri tamamlarsın. Yanına kar kalan, Ankara havalarıyla duygu yoğunluğunu dağıtan Leman'ın sesiyle kankilerle tepişirken atılan ter, bir yandan da, her hüzünlenişinde en azından kardeşlerin bile olsa sarılacağın birilerinin yanında olmasıdır. Yani boktan bir şekilde tek başıma da olabilirdim o konserde...
E tabi geceyi, Niğde Gazozlar eşliğinde kokoreççide bitirmekle bir ritüeli de tamamlamış olduk. Ohhh pek de misti yani, ayrıca özlenmiş bir lezzetti...
Dün geceyi unutmak istemiyorum. Çok hüzünlendim, çok eğlendim ve iyi geldi... Kız arkadaşlarım özeldi, güzeldi ve iyiki varlardı.
Leman Sam yine her zamanki gibi fenaydı, fena yaptı, fark yarattı...
Kasım güzel olacak gibi görünüyor...