Ben aslında, içimde kalanlarla boğulmaktansa, okunabilir olmayı tercih ettim!.. Hepsi bu...
29 Kasım 2013 Cuma
16 Ağustos 2013 Cuma
Bir Adam
Çok yakınımda. Civarımda. Beraber çalıştığım, her gün belli bir münasebeti sürdürdüğüm ve benzeri..
Özgür, ıssız, tepkisel ve devrimci bir adamı gözlüyorum bu ara.
Bir de yanında hayatını nasıl sil baştan değiştirerek geri dönüşsüz kararlar verdiğini.
Devrimci bir babanın, devrimcilikten baba olma bilincine dönüşünü gözlüyorum bu ara...
Acımasız, çaresiz, istekli ve heyecanlı bir yaşamın tam göbeğindeki diyalektiği...
7 Haziran 2013 Cuma
Diren Ankara, Diren Gezi, Diren Türkiye...
Gençlik yanında, gençlik yolunda, inadına diren...
Çünkü bizim "DAHA GİDECEK ÇOK YOLUMUZ VAR" ister anla ister yoksay fark etmez.
25 Mart 2013 Pazartesi
Canımın içi
Canım demenin en keyifli olduğu kişisin.
Bir gülüşüne hasret ve duruşuna hayran olduğum, elinin elimi tutuşuyla güvenin anlamını yeniden bulduğumsun.
Şimdi hepten uzağımdasın ya bu bir kaç gün; konuşamıyoruz, arada bir gülüşemiyoruz ya sırf tatil yüzünden, hani sesinden mahrumum ya,
Nasıl garip içim, nasıl yüklü bulutlar göz pınarlarımda, nasıl bir korku öyle basıveren,
Şairin dediği gibi 'bir cana hasret bilmezler' bir hüzün omzumda, göğsümün ortasında.
Öyle kıymetlimsin ki benim,
Seni nasıl seviyorum, yanında an geliyor nasıl kızıyorum sana; hiç bilmez, hiç anlayamazlar...
3 Mart 2013 Pazar
Daha gerçek ve daha çok his
Dedim...
O da: You had more words than feelings before, and now the opposite!
Dedi en sakin haliyle. Sonra bir sure sustuk tabii... :))
7 Şubat 2013 Perşembe
Akrep gibisin kardeşim...
Ben ne o kadar büyük bir insanım ne de şairlik yeteneğim ve yanında kibarlık meziyetim o kadar gelişkin.
O yüzden, senin tüm bu cehaletinle yaptıklarına, düşünmeyişine, varlık bulamayışına, anlamayışına, açıkça siktir git kardeşim diyorum.
Yol da, meydan da senin... Haydi bas git. Yeter ki gölge etme başka da ihsan istemeyiz...
26 Ocak 2013 Cumartesi
Gitmek vs. Ölüm
Evden çıkmak. Durağanlaşmış ve sıradanlaşmış hayatında yapacağın en derin değişikliklerden biri.
Yeni bir hayata yelken açmak. Hep istediğin. "Artık zamanı", "daha da beklersem geç olacak" dediğin.
Gitmek.
İki cümlelik bir sohbetin tam ortasındaki 3-5 kelimelik söylenme sırasında, duvara çarparak fark ettiğin gizli kalmış o sinsi "Ölüm" duygusunu anlayana dek, yalnızca korkaklık ettiğini düşündüğün için kaçak oynadığın, o mevzu bahis; gitmek...
Yine karşına çıkan ölüm. Kabul ettiğin, affettiğin, özgürlük bildiğin ölüm.
Yine ağabeyin. Yine çocukluğun. Yine elini kolunu bağlayan ölüm.
Hayatının, çözümledikçe başka düğümlerini bulduğun bu hayretten hayrette salan son 1.5 yılında, gitmenin de ölümle kodlandığını keşfetmen.
Aslında mevzunun ne korkaklık, ne yetersizlik, ne yapabilirlik olmayışı.
"O gitti ve öldü". deyişin çok içerilerden.
"Ben gidersem ve ben de ölürsem o zaman katlanarak büyür bu acı" isyanın, senin bile hiç anlamadığın bu güne değin.
Halbuki gitmek; değişiklik, yapabilirlik, yeni bir vizyon, yeni bağlantılar, heyecan, ve hepsinin yanında gitmek, aşk demek bu kez senin için.
Ah Zerdüşt, dipteyim. Çok fena yere yapıştım. Belki de bu sonuncusuydu aradıklarımın. Bu, tüm zırhlarımın sebebi, bu reddedişlerimin ve vazgeçişlerimin anlamlı nedeniydi.
O gitti ve kader onun gitmesinden bağımsız bir biçimde, vaktini tamamladığı anda aldı onu.
Gitmek belki de sadece bu sebep-sonuç ilişkisinin içindeki bir noktaydı, kim bilir. Gitmek onun kaderinde bir adımdı.
Zerdüşt, haydi şimdi dokun gönlüme. Şimdi lazım işte nicedir vaktini kolladığın yardım.
Gitmek, benim için yaratıcılık, yeni bir yaşam, güç ve birlik; insanlık ve huzurum için.
Haydi Zerdüşt, çöz ve kır tüm bağlarımı. İyileştir ve inandır; işte şimdi, şimdi bu zamanda beni.
Haydi Zerdüşt... Haydi...
2 Aralık 2012 Pazar
Unut beni
Sustum. Siz de susun. Dinleyin. Hissedin.
"Olvidate de mi" yani "Unut beni"....
Güvenme güzelliğine
Aralık'ta böylece başlamış olsun. Hadi bakalım rast gelsin kaptan!...
İRŞAD
Sevgilim güvenme güzelliğine,
Senin de saçların tarumar olur;
Aldanma talihin pembe rengine,
Hayatın uzun bir intizar olur.
Sevgilim her insan doğarken ağlar,
Çiçeklerle açar, sularla çağlar,
Rehgüzârı olur bahçeler, bağlar,
Nihayet isimsiz bir mezar olur.
Sevgilim baksana bir yanda gülen,
Bir yanda gözünün yaşını silen,
Kimi benim gibi erir derdinden,
Kimi senin gibi bahtiyar olur!
Sevgilim senin de geçer zamanın,
Ne şöhretin kalır, ne hüsn-ü ânın,
Böyledir kanunu kahpe dünyanın,
Dört mevsim içinde bir bahar olur!
KEMALETTİN KAMU
1 Aralık 2012 Cumartesi
I'm so glad to have them #3
Rlbim Can'ım ve Gökhan'ım... Can kardeşlerim, kardeşten ötelerim...
Hep olsunlardansınız...
Öyle olunuz, yakında kalınız...
28 Ekim 2012 Pazar
Tek derdimiz...
Evimden kilometrelerce uzaktayım. Kendi isteğimle. "Başka türlü bir şey" şarkısını söyleme ihtiyacı duymadığım bir yerdeyim yıllardır ilk defa. Koşa koşa geldim hem de. Şansıma gelmeme sebep şeyler önemliydi. Geldim ki bir geri dönmeme isteği içimde. Üstelik çok soğuk buralar, çok kuzey Dünya üzerinde.
Ama nafile. Geldim ki bir geri dönmeme isteği yüreğimde...
Shuffle'a alınmış şarkı listemde rastgele gelen şarkılardan biriydi "Zor Günler". Gülümsetti beni. Önce alaycı, sonra içten. Bütün aşkları temize çektiği bir aşkı yaşarken insan, geçmiş anılarla kodlu tüm şarkıları da temize çekmiş oluyor istese de istemese de. Bu şarkılara kodlanmış tüm geçmiş davaları, bana yazı yazdıran o bir kaç adamı hatırlamak için verdiğim çaba çaresiz. Ne gözleri, ne bakışları, ne sesleri ne de hislerini bulabiliyorum içerilerde. Bulabildiğim tek şey o güzel mavi gözleri ile bana bakan, o en masum haliyle bana seni seviyorum diyen adamın varlığı.
Zaten şanslıydım, ailem bana öğrettiği için içimdeki çocuğun her şey demek olduğunu. Şimdi üzerine bahçemde yine çiçekler, üzerimde bir parıltı, içimde kendini daha da hissettiren bir coşku. Kopardım bağlarımı. Tek derdimiz özlemek olsun değil mi? Elimizde üretkenlik varken, coşku varken, Allah'a daha da yaklaştıran bir aşk varken.
Hiç kimsenin yıkamayacağı ideallerim var benim. Kendi küçük dünyalarında kıskançlıkları ile beni ve benim gibi herkesi, mutsuzlukları ve kıskançlıklarıyla aşağı çekmeye çalışan herkesten daha büyük bir kalbim ve sevgim var benim. İçimdeki küçük kız sevgiden bir kalkanın içine hapsedilmiş halde. O sevgi "benim". Ben nefes aldığım müddetçe orada kalacak. Ben var olduğum müddetçe Ya Hu diye sabırla eyvallah diyecek tüm bu dış pisliğe...
Yani demem o ki... Çok zor günler de geçti vaktiyle çünkü ölümlerle büyüdük biz ve çok zor günler de olacak vakit geldikçe burnu havadalık yapmayarak eminiz biz; ama hayatı kolaylaştırmak için sevelim de gerisini boş verelim gari...
Değil mi ama?
27 Ekim 2012 Cumartesi
26 Ekim 2012 Cuma
Zor Günler*
Nerden çıktı şimdi diyeceksin belli ki okuyucu. Geldiler işte bir biçimde. Daha doğrusunu söylemek gerekirse bu şiir bana Lise yıllarımdan armağan. Bir gün şiire melodisini katan Servet Kocakaya'nın o su gibi sesini Kızılay'ın ortasında duymamla, gidip ilk şiir kasetimi almam bir olmuştu. Yaş 16-17.
Ben çok büyümedim aslında. Henüz daha 25 yaşındayım. Ama hayat fazla hızlı akıyor. Gülümsemek için daha fazla çaba sarfeder olmak ve kahkaha atmak için "ne derler" öcüleriyle savaşmak için çok erken olsa da, mutlu olmak sanıldığı kadar kolay olmuyor.
Etrafını doldurmuş onca aptala "ay çok afedersiniz bir siktirip gider misiniz?" diyememek ve ne olursa olsun, içinde tuttuğun Allah sevgisi ve kul hakkı yeme korkusuyla herkese aynı derece de kibar, aynı derecede sıcak ve hissedilir bir sevgiyle yaklaşmak; işte bu, hayatı zor günler haline getiriyor çoğu zaman.
Bir kaç gündür dışarıdan aldığım tüm veriler ile doluyormuşum meğersem. Geçen gün bir arkadaşımın Facebook iletisi beni düşünmeye iten son damlalardan bir oldu. Şöyle yazmıştı "25 Yaşındaki bir kadının 18 yaşındaki halini hasret ve gıpta ile anmasına şahit olduğumda tuhaf oluyorum... Hayat, hepimizin ruhlarını da bu kadar hırpalamış olamaz ya!". İlginç bir genç adamdır Arda. Tam olarak anlayamadığım ama tanıdığıma mutlu olduğum insanlar grubunda yer alır. Yorumları çarpıcı ve gözlemleri gerçekçidir, okuduklarımdan çıkardığım kadarıyla. Ama ben de dahil, hiç kimse yalnızca kaleminden çıkan insan değildir değil mi??
Her neyse. Neden dokundu bana sevgili arkadaşımın yazdıkları? Hem inatla "yok artık" derken hem de "olabilir mi gerçekten" diye sorgularmışçasına yazdığı şu iki cümle çok derin bir yerden çarptı. Masumiyet insanın içindeki çocuğu hayatta ve güçlü tutabilmesidir. Ancak, namusun bacak arasında arandığı, masumiyetin bekaret sayıldığı, tüm şiddet türlerinin kökeninin cinsellik olduğu ve cinselliğin konuşulmasının tabu olduğu benimki gibi bi ülkede yaşıyorsan; masumiyetin o minik çocuk olduğunu ancak 40'ına geldiğinde fark ediyor olursun. Yani iş isten geçmişken. Yani o küçük çocuk son nefesini vermek üzereyken. Çünkü doya doya duygularını yaşadığın için ister istemez sistem seni sömürmüş, kendini dış çevreye karşı güçlü tutmaya çalıştıkça psikolojik tacize uğramış ve 25'ine geldiğinde, en güzel yıllarındayken, geçmişe hem de daha çok yakın liseli yıllarının zamanına, hasret ve gıpta ile özlem duymaya başlarsın. Aklı başında, kendi kuşaklarındayken sistemden senin gibi çekmiş, devrimci olmaya çalıştıkça itinayla devrilmiş, çağlayamadığın anlarda seni anlayan anne ve baban da yoksa, bir Allahın kulu da sana "yahu siktir et anasını satayım gerisini, senin ufaklıktan n'aber" demez. Seni güldürmeye çabalamaz ve ya hepsinin bir bütünü. Yani demem o ki, "çok zor günler geçirmiş olursun vaktiyle" şiirde dediği gibi. Şair tüm bunları 40 yaşından sonra yazmıştır, sen önce 17 yaşında etkilenirsin sonra 25'inde tekrar dinlediğinde alaycı biçimde gülümsersin.
Bak şimdi yine nasıl dolandırdım lafları. Diyeceğim başka aslında. Aslında korkuyorum söylemek istediklerimden. O yüzden bütün bu genel öfkelerimi dışa vuruşum. Haklıyım yazdıklarımda ama yazmak istediklerimin bunlarla alakası yok. Derdim kendimden kaçmak.
Annemin hep dediği gibi, "yine dolanıyorsun dar sokaklarda, bir adam gibi söyle bakayım ne diyeceksen".
Neyse belki başka bir yazı olur gerisi kim bilir...
Hadi iyi okumalar. :)
*Zor Günler - Programcı, köşe yazarı ve yazar İclal Aydın'ın, Servet Kocakaya'nın şarkı yorumuyla katkıda bulunduğu şiirinin adıdır.
11 Ekim 2012 Perşembe
Yağmurlu Ankara
Kışa hazırlıyor sanki bizi
Cama düşen küçük damlalar,
Tamam, sorun değil kazakları çıkarmak alt çekmecelerden,
Ama ya o çekmecelerden, eski anılar da çıkarsa,
İçeride damlalar,
Dışarıda damlalar..." (Sabit Sümer)
damlalarını ve yeri gelmiş göstermiş, şu güzel Ankara'nın şaşkın çocuklarından biri olarak, abimin dizeleri karşısında saygımdan ötürü sessiz kaldım.
21 Eylül 2012 Cuma
Bak yine saat 3'ten sonrasi... Bu kez, hem de saat 4 yoksun noktasi herseyin uzerine. Caktirmamaya calissam da anlayan anliyor biraz karisik kafam, ruhum ve hislerim. Cizemedigim bir yolun olasi sorunlarini cozmeye ugrasiyorum. Neden diye sormamak cok zor geliyor. Hakkim degil mi benim de kolay bi hayat? Kolaylikla ulasilmis hedefler, kolaylikla varilmis bir basari, kolaycacik yoluna girmis bir ask...
Yoldayim usune ustluk. Yoldayim ve hayatimi degistirebilir noktalara dogru yol aliyorum belki ki kimbilir. "Take me to the magic of the moment in a glory night"... Kulagimda winds of change. O kadar iyi gelirki bi degisim. Sikildim ayni yerde olmaktan, ayni evde kalmaktan. Sevgisizlik mi bu? Yok tam aksi. Fazla sevgi tam merkezinde durdugum. Fazla sevgi beni bu boktan duzenin ortasinda iyice savunmasiz birakiyor. Ama o savunma kalkanina her zamankinden daha cok ihtiyacim var simdilerde. Hem yol uzun daha gidecek cok yolumuz var, hem de asik bir gonul icinde firtinalara gebe. Ask beni masumlastirir ve hali hazirda kirarken duvarlarimi sevginin bu denli fazlasi beni ayakta tutmuyor aksine eziyor. Sevgiye duydugum saygi beni sessizlestiriyor... Cigliklarim sessiz, caresizligimse betimsiz...
Bir kristal kadar guclu ve bi o kadarda kirilgan yuregim. Gozum yolda. Yoldayim demistim hani. Hem de tam da saat 4 yoksun noktasindayken, yanina gittigim sevgiliyi dusunmekten kendimi alikoyamiyorum.
Dedim ya saygiya duydugum sevgi beni sessizlestiriyor, cigliklarimi salamiyorum, caglayamiyorum....
Ya da sen ne anliyorsan o iste.!!!
15 Eylül 2012 Cumartesi
Şişmeye bağlı devinimler
11 Eylül 2012 Salı
Sevilen Adam
Bir adamı sevdikçe tanıyordu kadın yaşadığı hayatı ve çevresinde dolanan insan kılığındaki tüm maskeli şeytanları.
İşte belkide bu yüzden, bir adamı sevdikçe hayat tek kişi olarak yaşanmaz oluyordu yavaş yavaş,
yaşanan her kalleşlik, riyakarlık, arsızlık ve kıskançlıkla baş etmeye çalışırken, yaslanacak bir göğüs ve tutulacak bir el gerekiyordu,
batmamak için bu sevimsiz ve samimiyetsiz oyunun ortasına.
Farkındaydım!, hala da farkındayım!...işte hepsi bu...
28 Temmuz 2012 Cumartesi
Koku
Özlüyorum hem de çok.
Tüm istediklerimin içinde, ilk 5'te yazdıklarımdan biriydi aslında "fiziken yanımda olsun".
Ben mi toplanıp geliyorum oraya, nedir anlayamadım ki...
Parfümün değil özlediğim onu bulmak kolay; bana sarılırken etrafa yayılan o mis kokunu özledim senin.
Hem de çok.
Pek iyi gelmiyor bana özlemek. Üzülüyorum. Basıveriyor hüzün derin derin.
İki gün sonra kek yapacağım. Hüznümü fırında yakmak için.
Gelince sana kek yapacağım.
Bu kez içine aşkı karıp, mis kokuna şekerli hamur kokusunu karıştırıp, bir dilimde seninle yemek için...

