21 Eylül 2012 Cuma

Bak yine saat 3'ten sonrasi... Bu kez, hem de saat 4 yoksun noktasi herseyin uzerine. Caktirmamaya calissam da anlayan anliyor biraz karisik kafam, ruhum ve hislerim. Cizemedigim bir yolun olasi sorunlarini cozmeye ugrasiyorum. Neden diye sormamak cok zor geliyor. Hakkim degil mi benim de kolay bi hayat? Kolaylikla ulasilmis hedefler, kolaylikla varilmis bir basari, kolaycacik yoluna girmis bir ask...
Yoldayim usune ustluk. Yoldayim ve hayatimi degistirebilir noktalara dogru yol aliyorum belki ki kimbilir. "Take me to the magic of the moment in a glory night"... Kulagimda winds of change. O kadar iyi gelirki bi degisim. Sikildim ayni yerde olmaktan, ayni evde kalmaktan. Sevgisizlik mi bu? Yok tam aksi. Fazla sevgi tam merkezinde durdugum. Fazla sevgi beni bu boktan duzenin ortasinda iyice savunmasiz birakiyor. Ama o savunma kalkanina her zamankinden daha cok ihtiyacim var simdilerde. Hem yol uzun daha gidecek cok yolumuz var, hem de asik bir gonul icinde firtinalara gebe. Ask beni masumlastirir ve hali hazirda kirarken duvarlarimi sevginin bu denli fazlasi beni ayakta tutmuyor aksine eziyor. Sevgiye duydugum saygi beni sessizlestiriyor... Cigliklarim sessiz, caresizligimse betimsiz...
Bir kristal kadar guclu ve bi o kadarda kirilgan yuregim. Gozum yolda. Yoldayim demistim hani. Hem de tam da saat 4 yoksun noktasindayken, yanina gittigim sevgiliyi dusunmekten kendimi alikoyamiyorum.
Dedim ya saygiya duydugum sevgi beni sessizlestiriyor, cigliklarimi salamiyorum, caglayamiyorum....
Ya da sen ne anliyorsan o iste.!!!

Published with Blogger-droid v2.0.9

15 Eylül 2012 Cumartesi

Şişmeye bağlı devinimler

Vay arkadaş ne önemliymiş fikirleriniz ve kimliğiniz. Zikirlerinizle bir türlü uyuşamayan fikirleriniz, yaşayış biçimleriniz, anlaşılmaz hırslarınızda kaybolan çocuksu hayalleriniz... Ah zat-ı şahaneleri, biz aslında anladık bi'tek mükemmel sizsiniz; de, siz hep bi'atlayıverdiniz, biz "hiç" olmayı daha kıymetli görenlerdeniz. İşte o yüzden gölge etmeyiniz, başka da ihsan istemeyiz.  

11 Eylül 2012 Salı

Sevilen Adam

Bir adamı sevmekle başlıyordu herşey ve yalnızlık peşi sıra akın ediyordu hayatına.
Bir adamı sevdikçe tanıyordu kadın yaşadığı hayatı ve çevresinde dolanan insan kılığındaki tüm maskeli şeytanları.
İşte belkide bu yüzden, bir adamı sevdikçe hayat tek kişi olarak yaşanmaz oluyordu yavaş yavaş,
yaşanan her kalleşlik, riyakarlık, arsızlık ve kıskançlıkla baş etmeye çalışırken, yaslanacak bir göğüs ve tutulacak bir el gerekiyordu,
batmamak için bu sevimsiz ve samimiyetsiz oyunun ortasına.
Farkındaydım!, hala da farkındayım!...işte hepsi bu...

Published with Blogger-droid v2.0.9

28 Temmuz 2012 Cumartesi

Koku

Burnumda tütüyorsun.
Özlüyorum hem de çok.
Tüm istediklerimin içinde, ilk 5'te yazdıklarımdan biriydi aslında "fiziken yanımda olsun".
Ben mi toplanıp geliyorum oraya, nedir anlayamadım ki...
Parfümün değil özlediğim onu bulmak kolay; bana sarılırken etrafa yayılan o mis kokunu özledim senin.
Hem de çok.
Pek iyi gelmiyor bana özlemek. Üzülüyorum. Basıveriyor hüzün derin derin.
İki gün sonra kek yapacağım. Hüznümü fırında yakmak için.
Gelince sana kek yapacağım.
Bu kez içine aşkı karıp, mis kokuna şekerli hamur kokusunu karıştırıp, bir dilimde seninle yemek için...

23 Temmuz 2012 Pazartesi

15.07.12

                                             
Love was all we need... and it was happened as how we wish... Witnesses were sunset, sand, sea and the people at lovely Kekik :))
Published with Blogger-droid v2.0.6

21 Temmuz 2012 Cumartesi

Allet wird jut

Evet öyle olacak... Çünkü bu hikayenin yeri ve zamanı değil önemli olan...
İçinde bizim olmamız her şeyi mükemmel kılan...
Ich liebe dich liebling.
İşte hepsi bu...
Published with Blogger-droid v2.0.6

15 Temmuz 2012 Pazar

Tatil, Ask ve otesi...

Seninle hayatimin en onemli yerlerinden birinde, Bodrum'da olmak.. Tatil yapmak, once kabuk baglamis yaralari hic olusmamacasina iyilestirmek, sonra guvenmeyi ve sevmeyi yeniden ogrenmek, soylemek istediklerini korkmadan soylemek, cekincelerini dile getirmek ve beraber 1, 2 ve hatta 3 yil sonrasi icin birlikte hayal kurmak...
Ogrendigin her yeni Turkce kelimeyi kullanmak icin cirpinisin, benden "harikasin" kelimesini duyana kadar dogru telaffuzu bulmaya calisisin...
Her gulumseyisimde oylece kalisin.. Beni utandiran bakislarin... Icimdeki masumiyeti yeniden hissettirisin... Ah sevgilim senin beni tam istedigim sekilde sevisin ben soylemeden... Cunku senin beni bir beden olmaktan ote gorusun, fikrimi, zikrimi, gulusumu ve sana bakisimi sevisin, yani sevmeyi bilisin... Bana "Erkek sarilirmis isterse" dedirten kocaman kucaklayislarin... Elini tutup yolda yururken hissettigim guven ve beni bogmadan koruyusun... Ozgurluk alanlarimiza verdigin ozen... Bana guvenisin...
Sana guvenmem icin yaptiklarin...
Oglen yemegi icin zeytinyagli yemeklere kosturusun, sapur supur meyve yeyislerimiz... Ulkemde seninle olmak, gunes batisini ayni askla izlemek... Ben daha yazarim da... Neyse bosver.
Sevgilim! This is what we called "To fall in LOVE" as we spoke today...

Published with Blogger-droid v2.0.6

23 Haziran 2012 Cumartesi

Yoğurt

Konuşmalarımızın arasındaki ani sessizliklerde ürperiyorum bir an. 
İstemsiz olarak soruyorum sana "orada mısın" diye. Bilemiyorum çünkü, sıkıldığın için mi, başka bir şey yaptığın için mi, yoksa sadece dikkatlice dinlediğin için mi o derece sessiz kalıyorsun. Her seferinde "buradayım, bir şey yok, dinliyorum seni" diyorsun. Sesindeki emin halden doğruyu söylediğini anlıyorum. 
Ama bugün bir şey daha oldu tüm bu kelimelerin ardından. 
Derince bir nefes aldın ve bazı duyguları anlatabilmek için aramızda geliştirdiğimiz, sadece ikimize anlamlı gelen o bir kaç kodlamayı peşi sıra sıraladın. Durdun sonra bir an için. O anda "canım şu an hemen yanımdasın, hissediyorum seni" dedim. "Evet" dedin "yanındayım". O an'ı anlatamam bi'çare kelimelerimle. Bazı şeyler zaten anlatılmaz. Benim anlatmak istediğim, an'ı yitirdiğimizde söylediklerindi. 
"Gelsene" dedin ve ekledin ardından "lütfen gel". Durduk biraz. Konuşmaların bölmesine izin vermedik o birlikteliğimizi. Özledin beni hem de çok. Özledim seni hem de çok. Gelişine 15 gün kalmışken, beni böylesine naif bir içtenlikle çağırışın ve bunu dile getirişinle çok şaşırttın beni. 
Midem kasıldı o an. Nefessiz kaldım birden. Susmak geldi içimden. Sınırsızca susmak. Kendimi kollarının arasına saklayıp, kıpırdamaksızın orada kalıp, insanlardan beni saklandığın o bana özel kovukta sessizlikte yok olmak... Sen de yeniden kendimi bulmak... Her gün inşa ettiğimiz "biz" halini sonsuz kılmak... 
Sen bana iyi geldin. Şimdiye kadar ki 'hep bir şey eksik' dedirten 'SEN'lerin ardından, ilk kez sen Sevgilim, sana iyi gelmeme izin verdin. 
Seni iyileştirmeme, seni yönlendirmeme, seni sevmeme ve anlamama izin verdin ve açtın kapılarını.
Kırdın inadımı, açtım kapılarımı; iyileştirmene, yönlendirmene, sevmene ve kızmana kimi zaman...  
Anlayınca sever insan. Beni anlamak için sarf ettiğin çaba ve seni anlamam için yırtınışın; anlatışın anlatışın anlatışın... Kendimi kötü hissettiğim zamanlardaki o üzülüşün, sesinin düşüşü, bir şey yapamayacak olmanın çaresizliğini hissedişin ve dile getirişin... Sen Sevgilim, bana "Sevgilim" deyişin benim dilimde... Seni o kadar özel ve paylaşılamaz kılıyor ki. Yazasım gelmiyor. İstemiyorum yazmayı. O kadar gerçeksin ki. Seni hayal aleminde boyamak ve süsleyip yoksunlaştırmak gelmiyor içimden. 
Bana o kadar an'ı yaşatıyor ve özgür kılıyorsun ki, özgürlüğü öğreniyorum yeniden. Tam da istediğim özgürlüğü... 
Sana teşekkür etmek ve bu hayatta senin var olduğunu bilmemi sağlayan Yardan'a şükretmekten başka bir şey gelmiyor elimden. 
Susuyorum çünkü bunca yıldır ilk defa susmak ve sessizlikte seninle hiç olmak geliyor içimden. Kimliksiz, komplekssiz, savunmasız bir hiçlikte, birlikte olmak....
İşte öyle... Bir yoğurt yiyeceğim ben. Karnım acıktı. Biliyorsun geceleri acıkıyor karnım böyle saçma saatlerde. Sana geldiğimde bana yoğurt alalım. Unutma tamam mı...

10 Haziran 2012 Pazar

"Sen, sen, sen"*...


İlginle kır tüm örülü duvarlarımı,
birikmiş öfkenin karanlık odalarından, aydınlıklara çıkar beni.
Bağışla korkularımı, sarıl ve onar kırgınlıklarımı.
Sessizlikte duy kalbimden geçenleri ve onu gönül kılanları.
Tanımlayacak bir tek sözcük kalmadığında bu fahişe dilde,
Kendi dilinde bul yeniden, en doğru bildiğin dilde sev beni.


*"Sen, sen, sen" Özdemir Asaf'ın aynı isimli şiirinin içinde olduğu şiir kitabının başlığıdır. 

31 Mayıs 2012 Perşembe

Tek istediğim miydi acaba? --> UYKU

Öyle miydi?
Tek istediğim UyKu muydu hakikaten, yoksa istediklerimin sınırlarını çizemediğim ve tanımlarını yapamadığım için miydi tüm bu uykusuzluk halleri...
Yine gecenin 3'lerinde ne halt edeceğini pek de bilemez bir halde, Fikret Kızılok dinlerken ve kaybolurken aşkın dönemeçlerinde, tek istediğimin uyku olduğunu sanıyorum...
Halbuki istediğim hayatın tanımına karar vermek istiyorum...
Şu içine sıçtığım, boka batmış, batmış da kalmış düzenin neresinde huzuru, kavga gürültüden uzak kalarak bulabileceğimi, hangi toprak parçasında fikri, zikri, ahlakı kıt, maldan hallice, alçak ve hatta kalleş zihniyetler yüzünden daha az örselenebileceğimi düşünüyorum...
Hayatıma bir zıpkın hızında girip, saplandığı yerde kıpırtısız bırakmış bir adamı merkeze koyabilme cesaretine sahip olup olmadığımı bilmek ve anlamak istiyorum...
Konuşamadığım onlarca şeyin, haykıramadığım onlarca öfkenin, korktuğum için söyleyemediğim onlarca sevginin tam ortasında, ağrıyan boğazımın üşütmekle ilgisi olmadığını, meselenin hep olduğu gibi beynimde kilitlendiğini kendime inandırmak istiyorum...
İstediklerim sınırsız... Sınırsız, çünkü hak ettiğim hayatı yaşamak istiyorum ve ben bunlardan çok daha iyisini hak ediyorum. Çok daha iyisini, ve sınırı çeken de yine benim. Kendim kendime ettiklerimi anlamak ve sonlandırmak istiyorum!!!
Gecenin 3'ünde anlayamadığım onlarca sorunun ortasında kalmışken YİNE!!!!, aşkı doya doya yaşamaya bir ay kalmışken, kavuşacakken gökten nem almış bakışlarında kaybolduğum adama, hayatın beni böylesi bir belirsizlikle neden sıkıştırdığını anlamaya çalışıyorum...
Gideceğim yer, kalacağım yer, birlikte olacağım insanlar belli değil...
Duyacağım özlemin ve bulma olasılığım olan refahın dereceleri belli değil...
Gitmek var ve fakat dönmek olursa yıllar sonra, nereye, hangi eve, hangi meclise döneceğim belli değil...
Gitmek ve kalmak arasında 25'inde hala neden bu kadar sorgulama yaşadığım belli değil...
Fikri özgürlüklerimin ve hayalini kurduğum insani dünyanın gerçekleşme ihtimali belli değil...
Gecenin 3'ünde, gecenin tam 3'ünde... düz değil düzen değil... boz değil bozan değil.. bir gün biter içimde.. tam bildiğin biçimde... gecenin 3'ünde, gecenin tam 3'ünde...sevda gibi kanımda, can verirken elimde, pençe gibi düşümde... uy değil uyku değil...
Fikret Kızılok dinliyorum son 1 saattir... Pardon Gecenin Tam Üçünde'yi dinliyorum son 1 saattir...O da soruyor ya "ne menem bir halt belli değil" diye.. İşte.. Öyle bir şeydir işte gecenin 3'ü...
Ne bok yiyorum anasını satayım, şu acıkmış karnımla, gecenin 3'ünde, bir başıma, bu bokluğun ortasında...
BELLİ DEĞİL!!!!

20 Mayıs 2012 Pazar

Dil-siz

Sarılışlarda yok et ve aşkla yeniden yarat beni.
Bir tek sözcük kalmadığında bu fahişe dilde,
Kendi dilinde bul, yeniden, en doğru bildiğin dilde sev beni.


14 Mayıs 2012 Pazartesi

Temiz

"Ben yatıyorum" dedi ve ekledi, "ben sabah kahvaltı ederken sen yatıyor olmayacaksın değil mi?".
Sanki onu odaya uğurlarmış gibi elimi salladım. "Merak etme, o kadar ayakta kalmayacağım, geliyorum bir kaç saate...".
"Tamam o zaman, üşümüş ayaklarını yapıştır ve uyandır beni ki anlayayım geldiğini" dedi gülümseyerek...
"Olur" dedim, kızarmış yanaklarımla gülümserken ve sesim coşkudan titrerken...
"Hadi tatlım git uyu ve beni merak etme" dedim.. "Olur" dedi, öptü ve uyumaya gitti.
Biz yan yanaydık. Kim inanırdı ki bedenlerimizin aynı evde olmadığına...
Hayal güçlerimiz sayesinde ayakta kalmayı başarıyorduk.
Özlemek eylemini her gün yeniden öğreniyorduk...
Bense, artık var olmadığına inandığım nice şeyi, yeniden hatırlıyordum...

12 Mayıs 2012 Cumartesi

Hani yazmıyorum ya bu ara...
Yazmıyor değilim aslında, kelimeleri neresinden tutup da anlatayım bilemediğimden yaz-a-mıyorum aslında.
Hani "çok havlayan köpek ısırmaz"mış ya,
suskunluğum bir çok boku aynı anda yiyor oluşumdan.
Hani, her an, insan biraz daha tanırmış ya kendini...
işte bu aralar, sahip olduğum sıkıntının en temel sebebi,
bana dair, bana ait, içimdeki farklı tüm o kadınlarla, her an, yeniden arkadaş olmaya çalışmamdan kaynaklanmaktadır aslında...

7 Mayıs 2012 Pazartesi

Her kadın biri...Elif Şafak

Biz kadınlar biraz daha "kadın" oluyoruz, biraz daha biliyoruz "Kadın"lığın ne demek olduğunu, Elif Şafak bizi yazınca.
Kadın olmanın kıymetini, kadınlığın paha biçilmezliğini, kadınlığın getirdiklerini-götürdüklerini ve kadınlığın çekilmezliğini, onunla daha iyi ifade edebiliyoruz.
Bu ne böyle, bu ne biçim bir duygu, bu nasıl tarifsiz bir acı, ne menem bir "hal" bu üzerimdeki dedikçe biz, Elif Şafak bize, bizi anlatıyor...
..o yumuşacık sözleriyle, abartısız ve gerçeklerden uzaklaşmayan betimlemeleriyle ve gerçekliğin tam ortasında duran kadın'a ait hayaller, ironiler ve anlaşılmazlıklar ile...
6 Mayıs Pazar günkü yazısını, yeni bir hafta başlangıcında, işler beni boğmaya başladığı sırada, bir kısa nefes olsun diye açtığımda okudum.
Bir kısa nefes diye açışım, bir ömürlük huzura ve anlaşılıyor olmanın dayanılmaz mutluluğuna bedel bir etki yarattı üzerimde.
Canım Elifim Şafak'ım, bir türlü anlayamadığımız, biz anlasak da adamlarımıza anlatamadığımız aniden gelip, biz istediğimizde ortadan kalkan kadınlık "hal"lerini anlatıyordu.
Hem de öyle ağdalı kelimelerde boğmadan, uzun uzadıya yazıp da "kadının halini yazmak bile uzun" dedirtmeden, tam gönül merkezinde titreştirecek biçimde ifade etmişti duygularını, duygularımızı...

Yazı bitti. Benim içimde bir yazma dürtüsü bırakarak, an'da geçmiş oldu. 5 dakikada okuyup bitirdiğim yazı, tüylerimi ürpertti. Üzerine duygularımı yazmak ise tam yarım saattir elimi oyalıyor. Bir histen bir ötekine sıçratıyor düşüncelerimi.
Bu yüzden belki de, işte bu! İşte bunun için "O, Elif Şafak", dedi içim bir kez daha.
Herkesin bir amacı var bu dünyaya gelirken. Bunu hep bildi içimde bir nokta. Hep inandım, hepimizin bir biçimde birbiriyle alakalı olduğuna. Ne yalan söyleyeyim, Dünya'nın geçişte olduğu bu zamanlarda, kimi zaman içimi boğan ve  kalbimi dolduran tüm bu duygusal yoğunlukların ortasında yaşarken; aynı anda kadın olma bilincini her bir zerremle algılamaya çalışıp, kadınlığımla onur duyarken ve özellikle bu ülkede kadın olmanın zorluğunu her geçen gün anlarken, yaşadığı çağda, böylesi bir kalemi okuyabiliyor olmaktan duyduğum keyif tarifsiz.
Elif Şafak bir kadın, Elif Şafak bir romancı, Elif Şafak bir dost.
O, her için bunaldığında koştuğun ve duygularını en iyi anlayan kapı komşusu Elif Abla.
Anlaşılabilir olduğunu, yalnız olmadığını, korkularını gömmek zorunda olmadığını sana anlatan, seni yüzleşmelerin sivri kenarından alıp, edebi dinginlikte düşündüren Elif Anne, Elif kadın, Elif O.

Yazının linki bu: http://www.haberturk.com/yazarlar/elif-safak/740016-kadinlar-ve-bitmeyen-bunalimlari
Kadınların kendilerini anlamaları, erkeklerin ise, biz kadınların, böyle bunalma anlarında tam olarak ne beklediğimizi anlamaları için mükemmel bir analiz.
Yine de yazıdan şu iki paragrafı yazmadan edemeyeceğim...
".....
Turgenyev'i orjinalinden okuyup iki haftada doktora tezi yazmasını istemişim gibi boş bir panikle bakıyor suratıma. "Duygularımı keşfetmeye çalışıyorum"lafı ne kadar da yabancı geliyor erkeklerin kulağına. Halbuki biz hatun taifesi, yaparız bunu, her gün olmasa da zaman zaman, şöyle bir yolculuğa çıkarız kendi içimizde. Depresyon uçurum olur, biz kadınlar çiçek toplarız kenarında, rengarenk demetler yaparız. Depresyon okyanus olur, biz kadınlar deniz kabuğu toplarız kumsallarında, kolye yapıp boynumuza asarız. Depresyon kocaman bir ağaç olur, biz kadınlar afiyetle yemiş yeriz dallarında. Ayaklarımız sallanır boşluğa, ha düştük ha düşeceğiz. Tanımlamam gerekmiyor o uçurumu. Ne de o okyanusu. Ne de o ağacı. Çözmek de gerekmiyor o uçurumu. O okyanusu. O ağacı. "Ağacı çözebilir misin?" diye soruyorum."Yahu tuhaf tuhaf konuşmayı bırak" diyor. "Hadi gel kahvaltı yap, açlık kafana vurmuş, bir dilim ekmek yersen bir şeyin kalmaz."

Böyle zamanlarda birbirimizi anlamaktan aciziz. Kadın dili ile erkek dilinin tercümansız anlaşmaya çalıştığı anlar var. Bu da onlardan biri. Sevgili kocalar, sevgililer, erkek arkadaşlar... Biz kadınlar sizin bilmediğiniz, kavrayamadığınız, zaten bizim dahi anlayamadığımız bunalımlara kapılabiliriz bazı bazı. Sebepsiz, durduk yere. Ne güzel yeriz kendimizi, koparırız tırnaklarımızın kenarlarındaki etleri, ayırırız ruhumuzu lime lime, büyüteçle bakarız yara berelerimize. Böyle durumlarda sizlerden meseleyi çözmeniz değil, sadece dinlemenizdir istenen. "Sorun" değil "hal"dir yaşadığımız. Hal çözülmez. Hal ile hemhal olunur. O da olmadı "hal"e empati duyulur. O da olmadı sempati sunulur. O kadarı yeter zaten. Bir muammadır kadın zihni. Matematiksel formüllere gelmez."

Bir de dileğim var tabi, ah Elif Abla ah... Şu mükemmel yazıyı keşke "İngilizce" yayınlasan da ben de hayatıma almaya çalıştığım o özel adama yollasam. Beni, bizi daha iyi anlasa.
Ben de çekinmesem bundan böyle, koyversem, gitsem, öldürsem egoyu, hiç kalabilsem onun yanında, kaygılanmadan, anlaşılamama endişesi duymadan...
Anlarsın sen. Sen hep anlayansın....
Sevgide kal Elif Şafak. Sevinçte kal. Yaradanın yanında, bize hep bir kol mesafesinde kal...
Kalemine ve nefesinin biteceği son güne dek yüreğine kuvvet...

Derin sevgiyle...



 

5 Mayıs 2012 Cumartesi

Geceler

Her gece beni kendine biraz daha çekiyorsun...
Her gece biraz daha fazla açıyorsun kendini ve
her gece biraz daha fazla söylüyorsun içini dolduranları.
Giderek beni kendine aşık ediyorsun!

Beni her gece kendine yeniden aşık ediyorsun!...

1 Mayıs 2012 Salı

Uyku


Diyorsun ya "seviyorum seni güldürmeyi" diye,
senin yüzünden her gülüşümde, geceleri ruhuma güneş doğuyor...
Her zamankinden daha güzel uyuyorum.  

30 Nisan 2012 Pazartesi

Kiskanmak

Elinde tuttugu kitabi kiskandim bugun;
benim yerime ona baktigi, onunla vakit gecirdigi ve ona dokundugu icin.
Kiskanmayi ogrendim bugun!
Her normal kadin gibi oldugumu ve bu boktan duyguyu bugune kadar bilmedigimi anladim.
Hay anasini!...
Bu yeni iste. Bu duygu bana cok yeni!
Sert geldi...
Kiskanmanin ne demek oldugunu ogrendim bugun...
Cok da harika degilim hani!...

Published with Blogger-droid v2.0.4

11 Nisan 2012 Çarşamba

Yine mi güzeliz, öyleyiz be!

Veee buldum... İlk fırsatta avaz avaz söyleyeceğim bu şarkıyı size...
Dost meclisi'ne.. Size...
Yine güzeliz ve hep çiçeğiz... Öyle...

10 Nisan 2012 Salı

Gözyaşlarım Mutluluktan, Doyasıya Mutluluktan...

                                                                  Ankara, 10 ->11.04.2012, 03:00 suları

Kelimelerimi toparlayamıyorum... Lal oldu dilim.
Çok zor. Çok zor, duygularımı bu kadar coşkunken yazmak.
Üstelik yorgunum aslında.
Dolu dolu geçen bir sabahın ardından, gülmekten, dans etmekten, şarkı söylemekten ve mutluluktan yorgun düşmüş durumdayım.
O kadar mutluyum ki...Uyutmuyor bu mutluluk..Bana sunulan bu olağanüstü sevgi, tarifsiz bir özgürlük ve sınır tanımaz bir yapabilirlik katıyor... Sevgiye boğuldum. Taştım ve bundan böyle asla tek çocuk değilim!...
Bu muhteşem işin mimarlarını, o defteri dolduranları ve dolduracakları ölene dek yanımda taşıyor olacağım!!! Ben "nefes veren dostlar" bahşedilmiş bir insanım. Bunu anlatmak imkansız belki, ama hayat bundan sonra bir daha hiç soluk olmayacak. Olamayacak çünkü.
Suskunluklarıma bile renkleriniz karılacak.
Acırken her hangi bir zaman dilimde, herhangi bir sebeple ruhumda bir yerler...Yazılarınızda gizlenen gülümsemeler yayılacak beden iklimlerime.
Hırçınlıklar, fotoğraflarımızda ve minicik bir el defterinde eriyip, yok olacak...
Ağlamak hiç bu kadar keyifli,
Suskun kalmak ise hiç bu kadar gürültülü olmamıştı.
25 yaş benden pek çok şey aldı, çok törpüledi, çok acıttı...
Ne yalan söyleyeyim, bir yandan da beni böyle özel kılacağını düşünememiştim.
Özel olduğumu hissettim bu akşam. Sevildiğimi hep hissetmene rağmen, bundan sonra bunu hep bilecek olmak, sevgiyi görmüş olmak, mertebe attlattı...
Sevgiyi gösterdiniz bana. Beni daha mutlu edemezdiniz.
Alt tarafı doğum günü diyen on'ların arasında, geçtim kocaman bir dost meclisinin bunu yapmasını, tek bir kişinin bile böylesi pahabiçilmez bir hediye vermesini düşünmezken, tüm dostlarım, sevdiklerim, arkadaşlarım bir araya gelip, aylarca uğraşıp, beni arş'a yükselttiler...
Ağlamaktan gözlerim yandı. Gülmekten ise yanaklarım....
Mutluluktan ağlama şansına erişen insanlardan oldum.
Mutluluktan yorgun düştüm. Allahım ne kadar şanslıyım!...
Allahım, ne kadar teşekkür etsem az. Her biri senden bir tezahür gibi ne yalan söyleyeyim...
Henüz belirsizlikte her şey belki. Belki, 1 ay sonra görünecek yeni geleceğin gerçekleri, getirecekleri.
Kaygılar, korkular ve derbeder edebilecek bir yalnızlık taşırken gelme olasılığı olan yeni gelecek, siz bana dayanma gücü, siz bana coşku ve siz bana bir deftere sığan, bir ömürlük mutluluk bahşettiniz...
Ankara'nın o nefis "bozkır'da güneş batışında" oluşan gökteki mor'larım ben, siz bakıp hayallerinizi kattıkça.
Sizlerle ben hep özgürüm, sizlerle ben hep güzel, sizlerle ben hep bütünüm ve sizlerle hep insan...
Suretteki Aysu'yum ben, bir yerlerde bir biçimde hatırlanacak ve dahi unutulacak olan, ama esas olan şu ki, her biriniz var oldukça,
suya vuran Yakamozum ben, kıpırtılı, ışıltılı ve sonsuz...

Sevgi görülür mü peki? Benim ki gibi bir dost meclisine sahipseniz eğer, görülür, duyulur, bilinir, dokunulur ve tadılır... Utandırır sevgileri o dost meclisinin, masumiyeti hatırlatır.
Öyle bir görülür ki o sevgi, karşılığında önce coşulur bir nehir gibi, sonra susulur ovalarca...
Bitti sözcüklerim. Gerisi için korkarım, duygular yiter, kelimeler dilin edebi güzellikteki yalanına meyleder diye...
Susarım bu yüzden. Sustum.
Sizi sevdiğim, aşikar...

9 Nisan 2012 Pazartesi

Neden?

Bir kaç gündür içinde bulunduğum farklı ortamlar ve süregelen onlarca kelimelik konuşmalar bana yine aynı soruyu sordurtuyor...


NEDEN?